28 ŞUBAT SÜRECİNİN BAŞ AKTÖRÜ ÇEVİK BİR’E MEYDAN OKUYAN SİYASETÇİ KİMDİ? - Fahrettin ALİŞAR

28 ŞUBAT SÜRECİNİN BAŞ AKTÖRÜ ÇEVİK BİR’E MEYDAN OKUYAN SİYASETÇİ KİMDİ?

Fahrettin ALİŞAR

28 Şubat sürecinin en hareketli olduğu dönemdir. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Salonu’nda bir etkinlik düzenlenir. Etkinliğe merhum Muhsin YAZICIOĞLU’nun yanında, 28 Şubat sürecinin baş aktörü Çevik BİR de davetlidir. Muhsin YAZICIOĞLU salona girer ve kendisine ayrılan yere oturur. Protokolde oturanlardan biri de Çevik BİR’dir.

Muhsin YAZICIOĞLU’nu salonda gören Çevik BİR; bir elemanı vasıtasıyla Muhsin YAZICIOĞLU’na bir not gönderir.

Muhsin YAZICIOĞLU’na yaklaşan Çevik BİR’in adamı:

“-Bu notu size Çevik BİR paşam gönderdi!” der.

Kağıdı alan Muhsin YAZICIOĞLU nota şöyle bir göz atar. Notta aynen şu yazılıdır:

“-Türkiye’nin İran olmasına asla izin vermeyeceğiz!”

Notu okuyan Muhsin YAZCIOĞLU hemen cebinden kalemini çıkarır ve bu notun arkasına şunu yazar:

“-Biz de Türkiye’nin Suriye olmasına izin vermeyeceğiz!”

Yazdığı cevabın ardından hemen notu Çevik BİR’e iade eder.

Evet, Muhsin YAZCIOĞLU ve Çevik BİR arasındaki İran-Suriye atışması ne anlama geliyordu. 28 Şubat sürecinin kudretli(!) paşası Çevik BİR, Refahyol iktidarını 7 milletvekili ile ayakta tutmaya çalışan BBP Genel Başkanı’na “irtica” içerikli bir mesaj yolluyor, tabiri caiz ise; “Sayın Muhsin YAZICIOĞLU, ayağını denk al” demeye getiriyor. Muhsin YAZCIOĞLU da bu mesaja karşılık, Türkiye’nin Suriye’deki Baascı rejimi gibi bir baskı rejimiyle (ki o dönemde Suriye’de baskıcı bir yönetim vardı) idare edilmesine izin vermeyeceklerini, dolayısıyla darbelere karşı direneceğini söylüyor.

Direnme mesajını kime gönderiyor?

Bizzat postmodern darbenin komutanı olan Çevik BİR’e. Söz konusu mesajın anlamı şudur:

“-Siz darbe yapabilirsiniz, ama bizler de bu darbeye direneceğiz. Halkımızın baskıcı bir rejimle ezilmesine asla müsaade etmeyeceğiz!”

Sadece bu davranış bile, merhum Sayın YAZICIOĞLU’nun ne kadar “cesur ve milli siyasetçi” olduğunu ispatlamaya, yeter de artar bile.

İşte Muhsin Bey böyle bir adamdı. O dönemde kendisine teklif edilen hükümet ortaklığı, bakanlık, bürokrasi gibi makamları, kesinlikle kabul etmedi. O sadece “Müslümanların İktidarı”na karşılıksız destek verdi. İşte bu yüzden Sivaslısı, Konyalısı, Erzurumlusu, Karslısı, Edirnelisi, Mersinlisi, Hakkarilisi, Mardinlisi, Hataylısı O’nun cenazesine koştu. Onu karşılıksız sevdi.

Şahitlik ederim ki:

O vefalıydı.

O sağlam bir Türk Alpereniydi.

O temiz bir Müslüman’dı.

O iyi bir Mü’min’di.

O; iki saniyesine hükmedemediğin bir dünya için fırıldak olmaya gerek yok sözü ile hayat felsefesini ortaya koyan, bir yiğitti.

Rabbim rahmet eylesin, mekanın cennet olsun, yiğit adam Muhsin YAZICIOĞLU!

TOPLUMDA DEĞER ÇÖZÜLMESİ - Fahrettin ALİŞAR

TOPLUMDA DEĞER ÇÖZÜLMESİ

Fahrettin ALİŞAR

Gözünü kırpmadan arkadaşını boğazlayıp öldüren caniler, piyasayı dolandıran çeteler, ondört yaşında gencecik kız çocuklarını taciz eden sözüm’na aydınlar, otoban kenarlarında otomobil barınaklarında fuhuş ticareti yapan ahlaksızlar, bu toplumun içinden çıkan insan görünümlü yaratıklar değil midir?

Bu kadar da ağır sözler sarf etmenin bir anlamı yok, bunlar münferit olaylardır diyemeyiz? Bu tür olaylar; münferit olaylar değildir, belirli alanda da sınırlı kalmamaktadır. Bu insanları; yalnızca hukuken gayrimeşru ve suç sayılan işlerle meşgul olan, suça meyilli insanlar arasından çıktığını düşünmek de doğru değildir. Birçok meşru ve itibarlı işlerle meşgul olan insanların da benzer zihniyete sahip olduğu gördük, görüyoruz. Dolayısıyla toplumda yaşanan bu olaylar psikolojik olmaktan daha çok sosyolojiktir.
Bu insanlar; değersizliği, ahlâksızlığı, onursuzluğu hatta ve hatta dinsizliği, nasıl olup da, ahlâki ve dini değerlerin gölgesi altında sürdürmeyi düşünebiliyorlar?

Bir insan; hem dindar hem müfteri, hem çete mensubu hem umre yolcusu olabilir mi? Bu vicdanlar nasıl oluyor da bir araya gelmesi mümkün olmayan değerler, aynı anda bir arada bulunabiliyor?

Onursuzluğu, ahlaksızlığı, namussuzluğu ve haysiyetsizliği, akla uygun hale getirmek, nasıl bir ahlakın ürünü olabilir?

Bu insanları bu noktaya, kavram ve değer sapmaları mı getirdi? İnsanların Dince kutsal sayılanlara riayetsizliği, din dışı olmalarından mı, yoksa Dinin özünü kavrayamamalarından mı kaynaklanmaktadır?
Konu ile ilgili yüzlerce soru sorulabilir. Ama bu sorulara verilecek cevap çok önemlidir. Verilecek cevaplar, muhtemelen birbirine yakın cevaplar olacaktır.

Toplumda karşılaşılan bu olaylar; toplumun ne denli zihni, ahlaki ve manevi travmayla karşı karşıya kaldığını göstermeye yeter de artar bile.


Yaşanan bu olaylar, yukarıda da belirttiğim gibi; münferit olaylar değildir, belirli alanda da sınırlı kalmamaktadır. Yani istinasız her yer ve her kesimde olabilmektedir.

Değer ve kavram kargaşasının sınırlı alanda değil, istisnasız her yer ve her kesimde olması durumu, ne denli vahim bir hal aldığını gösterir. Maddi alanda yaşanan baş döndürücü gelişmeler de, manevi-ahlaki alanın zamanında cevap verememesine neden olmaktadır.
Bu yaşananlar gösteriyor ki; insanımızın büyük çoğunluğu yarım dini, yarım ahlaki, yarım insani ve yarım ilmi bilgilere sahiptir. Yarım inançlı, yarım itikatlı, yarım bilgili, yarım eğitimli, yarım ahlaklı, yarım değer sahibi, yani “yarım insanlar”ın ortaya koyduğu değerler zinciridir.


Bana göre bu yaşananlardan, “bilimi nâkile, dini şekle” indirgeyenler sorumludur.

Dinin ya da ahlakın yalnızca şekil, görüntü ve söylemden ibaret olmadığını birileri çıkıp cesaretle anlatabilmelidir. Dini ya da ahlaki söylemler aynı kalitedeki eylemi üretmiyorsa, ortada büyük bir çelişçi yok mudur? İçi, özü, cevheri olmayan yalnız görüntüden ibaret inanç gösterileri, içeriği olmayan insan davranışlarına neden olmaktadır. Şekilden ibaret, içi boşaltılmış, özü olmayan inanç algısı, her çeşit amacın aracı olmaya hazır insan tipi ortaya çıkarmaz mı? Yaşananlar bunu göstermiyor mu?

BİR COĞRAFYAYI “VATAN” YAPAN ZENGİNLİKLERİMİZ - Fahrettin ALİŞAR

BİR COĞRAFYAYI “VATAN” YAPAN ZENGİNLİKLERİMİZ 

Fahrettin ALİŞAR 

      Geçen haftaki köşe yazımdan sonra, elektronik posta adresime gelen iletilerin çoğu, “Mardin vahşeti” ile ilgili oldu. Nasıl olur da, Mardin’de böyle bir olay cereyan edebilir? Bunun nedeni ne olabilir? Sorular, sorular!...

      Mardin deyince benim aklıma ilk gelen Abdülkadir Geylani Hazretleri’dir. Abdülkadir Geylani Hazretleri Mardin’den geçerken, abdest almak ister. Çevresindekilere suyun bulunduğu bir yer sorar. Oralarda su bulunmadığı cevabını alınca, bastonunu yere vurur ve o çevrede kırk yerden kırk pınar fışkırır. Yöre halkı da oraya kırk adet çeşme yaptırır. Bu kırk çeşme, Mardin Mazıdağı’nda hâl şarıl şarıl akmaktadır.

      Tabii bu bilgilere, bizim entel-dantel takımı “bu çağda bu kafa” diyecektir. Ben bu entel-dantel takımına diyorum ki; bu coğrafya, işte böyle uhrevi zenginliklerle, “coğrafyadan vatana” dönüştü. Mardin’i bir coğrafyadan, bir vatan toprağına dönüştüren, Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin uhrevi zenginliğinden başka bir şey değildir.

      Bugün entel-dantel takımının ilham kaynağını oluşturan “Batı”, buraları vatan toprağı yapan uhrevi zenginliklerimizi çok iyi bildiği için, bu vatan topraklarında “Hıristiyan Azizler”in izini sürmektedir. Buldukları her iz için, içerideki teslimiyetçi temsilcileri ile bin bir türlü dolap çevirmektedir. Batı çevirdiği dolapların hemen ardından baskı uygulamaktadır. Bu baskılara karşı, içimizdeki teslimiyetçiler; “kültür zenginliği”, “insanlık mirası”, “çağdaşlık”, “aydın kafalılık” edebiyatı ile halkı kandırmaktadır. Türk-İslâm Medeniyeti ve kültürünün manevi değerlerine sahip çıkma noktasına gelindiğinde, adeta nevirleri dönmektedir.

      Sen bu topraklardan Abdülkadir Geylani’yi Mardin’e çeken, Sultan Şeyhmusları, Hacı Bektaşileri, Mavlânâları, Ak Şemseddinleri, Hacı Bayramı Velileri, Yunus Emreleri, Ebu Eyyub El Ensarileri, o topraklardan atarsan, işte o topraklardan Hıristiyan Azizleri, Barış Gönüllülerini ve PKK teröristleri, kan davaları, töre cinayetleri fışkırır. Haksız yere bir kişiyi öldürmenin Allah katında bütün insanlığı öldürmekle eşdeğer olduğu şuuru nasırlaşır. Cinayetler, eroin kaçakçılığı, insan ticareti, zimmet, vatan hainliği cirit atar.

      O Mardin-Mazıdağı-Bilge Köyü ki; Hz. Abdülkadir Geylani’nin müridi Musa Bin Mahin Mardini’ye (Sultan Şahmus)’a, kırk çeşme hediye eden köydür. Böyle bir köyde, kız alıp verme yüzünden çoluk-çocuk, kadın erkek demeden 44 kişi katledilebildi. Bu köyde kırk çeşmeden kaynak suyu değil, gözyaşı akmaya başladı.

      Bu katliamın elbette ki bir sosyolojisi vardır. İnsanların intikam ve yıkıcılık duygusuna yönelmesi en zor olan duygudur. Sosyoloji ve tarihi, siyasete feda ederek, varsa yoksa intikam duygularıyla doldurulanlar, insanlık duygusundan çıkarılmış duygulara sahip duygulardır.

      İnsan katletmenin gerekçesi olamaz. Terör ekenlerin fırtına biçtiği bir vakıadır. Kan dökmek, vahşilik, canilik namus temizlemenin aracı olamaz. Bu vatan topraklarında etkin olan odakların, bir takım gerekçeler arkasına saklanarak terörü bir yöntem olarak seçmeleri, insanların sosyolojisini ve psikolojisini bozmaktadır. Bu olay, insanları insanlığından ayırma faaliyetine dönüşmüştür.

      Avrupalılaşma, “Avrupa devlet tipi” oluşturma, yani taklitçilik çabaları bizi bir yerlere götüremedi. Ne Batılı olabildik ne de Doğulu. Kendimize özgü bir ekonomi politikası, kendimize özgü bir eğitim sistemi oluşturamadık. Avrupa’dan metot ve teknik yerine, sistemini taklit etmeye çalıştık. Bir ideoloji ancak bir toplumun kişiliğinden, milli ve manevi değerlerinden doğabilir.

      Tekrar Mardin-Mazıdağı-Bilge Köyü vahşetine dönecek olursak; o topraklara yeniden, Abdülkadir Geylani’yi Mardin’e çeken, Sultan Şeyhmusların, Hacı Bektaşilerin, Mavlânâların, Ak Şemseddinlerin, Hacı Bayramı Velilerin, Yunus Emrelerin, Ebu Eyyub El Ensarilerin fikir tohumları ekilmeden, uhrevi zenginlikleri ile insanları eğitmeden, buralara huzur gelmesi, kardeşlik gelmesi mümkün değildir.

      Unutmayalım! Bu coğrafyayı “vatan” yapan manevi zenginliklerimiz, bu Milleti Millet yapan temeli ögedir.

IMF BATAKLIĞINDA DEBELENENLER - Fahrettin ALİŞAR

IMF BATAKLIĞINDA DEBELENENLER


Fahrettin ALİŞAR


IMF ve Dünya Bankası’nın bu yılki ilk gündem maddesini “küresel kriz” oluşturdu. Bu gündem ile toplanan IMF ve Dünya Bankası kurmayları, önümüzdeki yıllarda atılacak adımları, planlanan hareket alanını tartışmaya açtılar. IMF’nin daha güçlendirilmesi için, acilen girişimlerin başlatılması kararı kabul edildi. Fon’un kaynaklarının 500 milyar dolar artırılması, başta gelen konulardan biri oldu.

Fon kaynaklarının 500 milyar dolar artırılması hususunda ilginç gelişmeler yaşandı. Bugüne kadar IMF’den para almış bazı ülkeler de, fon kaynaklarının artırılması konusunda taahhütte bulundu. Çin 40 milyar dolarlık desteği sağlama taahhüdünde bulundu. Brezilya yaklaşık 5 milyar dolarlık katkı yapacağını duyurdu. (Ekonomik konularda Brezilya bir zamanlar Türkiye ile benzerlikleri olan bir ülke idi.)

Brezilya Başkanı Lulu; bir sendika lideri olarak, 20 yıl boyunca, IMF karşıtı eylemlerde bulunduktan sonra, şimdi bu kuruluşa destek vermelerine dünya kamuoyunun inanmadığını belirtiyor.

Türkiye’nin IMF ile anlaşma konusunda tam bir belirsizlik yaşanıyor. Kredi alacağı kesin ama, ne kadar kredi sağlanacak, ne zaman alınacak, tam muamma!

2009 yılında finansal ihtiyacımız 40 milyar dolara ulaştı. Üç yıllık bir perspektifte, iyimser bir tahminle ortalama yıllık 10 milyar doları aşar. Üç yıllık bir program çerçevesinde, IMF’den toplamda ne kadar kredinin alacağı bu rakamdan ortaya çıkıyor.

Ülkemizde ekonomik konularda tam bir belirsizlik yaşanıyor. Plansız, ne yapacağını bilmez bir yaklaşım tarzı hakim! Sayın Şimşek; IMF ile 3 yıllık bir Stand-BY programı üzerinde çalıştıklarını belirtiyor. Kesin bir tarih ve ayrıntılı bilgi veremiyor. Teşhis ve tespitte kafaları karıştırıyor.

Bakan Şimşek; Washington’da yapılan “Rumi Forum”da, küresel kriz ve Türkiye ekonomisi konusunda, Türkiye’nin küresel krize karşı önlemler aldığını, ilerleme kaydedildiğini belirtiyor. Aynı açıklama sırasında; yalnız Türkiye’nin aldığı önlemlerle değil, ABD’nin küresel ekonomi ile ilgili alacağı önlemlerle, krizin aşılacağını ağzından kaçırıyor.

Buradan şu sonuca gideriz: “ABD önlemleri alır, Türkiye düzelir!” Aman Yarabbi! Bu nasıl anlayış?

Bunun adı teslimiyettir, acizliktir.

Küresel sorunun sadece Türkiye’nin alacağı önlemlerle aşabileceğini, bunun uluslar arası boyutu olmadığını iddia etmiyorum. Elbette ki uluslar arası boyutu var. Elbette ki küresel alandaki işbirliği ve sinerji, milli ekonomilere rahatlık verir. Ancak önce ülke içinde gerekli tedbirler alınır, ondan sonra uluslar arası gelişmeler takip edilir ve katkı verilir.

Merkez Bankası, “Para Politikası Kurulu Toplantısı”nda; yılın ilk çeyreğinde ekonominin büyüme hızındaki daralmanın, çift haneli rakamlara ulaşacağını duyurdu. Yani ilerleme emaresi görünmüyor.

Ekonomide ilerleme yaşanıyor, kriz teğet geçiyor diyemiyorum. Çünkü gelişmeler, elimizdeki rakamlar, işin ehli ekonomistler ve kurumlar böyle söylemiyor.

Türkiye yıllardır izlenen IMF ve Dünya Bankası güdümlü ekonomik politikalar yüzünden, IMF bataklığına sürüklenmiş durumda. Bu bataklıktan kurtulmak için çare gösteren politikacıların önüne, senelerdir bin bir türlü barikatlar kuruluyor.

“ABD önlemleri alsın, Türkiye düzelsin” zihniyetinde olan, teslimiyetçilerin ekonomik direksiyonda oluşu, IMF bataklığında debelenmekten başka bir şey değildir. Ne zaman ki bu teslimiyetçilerden kurtuluruz, o zaman Türkiye bu IMF bataklığından kurtulur

FAHRETTİN ALİŞAR

FAHRETTİN ALİŞAR


1963 yılında Konya'nın Derbent İlçesi'nde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Derbent ve Konya'da, yüksek öğrenimini G.Ü. Eğitim Fakültesi'nde tamamladı. A.Ü.de lisansüstü eğitimini (mastırını) bitirdi. Yüksek lisans tezini "Türk Memur Sendikacılığının Örgüt Yapısı ve Model Yaklaşımı" konusunda hazırladı.
Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde 17 yıl öğretmenlik ve idarecilikten sonra, Başbakanlık Müşavirliği görevine atandı. 3 yıl Devlet Bakanı Danışmanı olarak görev yaptı. Daha sonra Başbakanlık ÖZİ'ye uzman olarak atandı. Halen bu görevine devam etmektedir.
Mersin'de görev yaptığı yıllar; İçel halk kültürünün araştırılması ve yazılı hale getirilmesi amacıyla, bölgede derleme çalışmaları yaptı. Derlemelerini İçel Kültürü Dergisi, Erciyes Dergisi, Güneyde Kültür Dergisi, Millî Kültür Dergisi ve Millî Folklor Dergisi'nde yayınladı.

10 yıl süreyle Mersin'de, İçel Kültürü Dergisi'nin çıkarılmasına katkıda bulundu.
TRT GAP Televizyonu'na, KKTC Çocuk Oyunları ve İçel Çocuk Oyunları'nı hazırladı ve bu programların danışmanlığını yaptı.
Birçok dergi, bülten ve gazetede; halk bilimi, eğitim ve kamu sendikacılığı konularında araştırma ve makaleleri yayınlandı. Yine birçok yerel ve genel televizyonda bu konularda televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı.
Ahmet Yesevi Üniversitesi Ankara temsilcisidir.
Türkiye Yazarlar Birliği, İLESAM ve Türk Folklor Araştırmaları Kurumu üyesidir.

YAYINLANMIŞ ESERLERİ

· İçel Çocuk Folkloru
· KKTC Çocuk Folkloru
· DERBENT
· ÇİĞİL TÜRKLERİ ve AŞAĞIÇİĞİL
· Nefsimize Zor Gelen Yazılar
· Kamuda Görevde Yükselme Kitabı (GYS)
· Konya Çanakkale Şehitlerimiz
· Derbentli Şehitlerimiz

YAYINA HAZIR ESERLERİ

·Konya Yer Adları, Yerleşik Bulunan Oymak, Cemaat ve Aşiretler
·Türk Memur Sendikacılığının Örgüt Yapısı ve Model Yaklaşımı (Tez Konusu)

falisar@mynet.com